ARZUDAN NİYETLERE

Bir kule, önünde dikildiğin. Su üzerinde yürümek hissi, açılan bahisler senden.

Daha iyisi için aldığım nefes, en iyisine ulaşmak için gittiğim yollar bir de köşede tozlanmış duygular.

Ne yapmak ister bu garip yaratıklar? Yaşamaktan yorulmak için o kadar da genç olmayanlar neredeyse hayattan çeyreği almışken gitmeye ısrar eden dumanlar, içinde boğulduğum soluklarımı bir bir kesen, işinde nasıl bu kadar ustalar?

Bekle zamanı, bekle de karşıla hepsini, kapıda durmaktan yorulana, hissettiklerin karmaşıklaşıncaya kadar bekle.

Terk etme, önünde durduğun kuleyi terk etme. Bir kızın kulesinden sarkıttığı saçlara kavuşana kadar bekle. Geçmişi hatırlamaktan korkma ya da her şeyi unutmaktan. Bildiğin her şeyi unutmaktan korkma. Sahiplendiğin ruhun kaçışını, yıllara meydan okuyan hislerin kayboluşunu izle, korkma. Zamanı böyle hor görme, kimse beklemez seni hayatı boyunca. Olur ya görürsem güzel hayatını, kavuşmayı arzuladığını, sonunda ulaştığın mükemmel insanı, inanmayacağım. Bilmekten acizsin, o taht benden başkasına ait değil. Git, mutlu ol, yaşa doldurduğun bardağın yüzeyinde, dikil suyun üzerinde, beni düşürdüğün suyun içinde elinde sağa sola iten kaşıklarla sallan ve gör beni. Mükemmel ne imiş gör.

Aç gözlerini, yalanın karşına geç, gerçeği gör artık. Bir zaman gelecek göreceğim seni, elimde eskimiş bir kalas ile dururken sana aynada yansıyan görüntünden vereceğim daha güzelini. En güzellerini ayırdığım yerden söküp atacağım çünkü en güzeli için geç kaldın. Işık yılı ötede şimdi ise önümde sen, neler oluyor, baktığın yüzümde sokak ışıkları yanıyor, sen de kimsin?

Kimsin böyle deli edecek? Neler alıp götürdü benden, bağırmaktan solan sesim en başta şikayetçi, ne sanıyor kendini? Ne böyle yüksekten bakıp durur, bir şekilde bedenimden ayrılmayan arzuları büyütür hep büyütür, sonu nerede, nerede duracak? Bilmediğim şeyler bir ok, kalbimden önce zihnime batan birer ok. Gözünden düşen ben kadar sinirli olamaz, imkansız. Gözünde nerede seni sevdiğini söyleyerek dolanan, bu kuleden uzanan, saçları yeri süpüren? O kadın, nerede seni bekleyen?

Yalan söyleme artık, ne istiyorsun da hep geç kalıyor, asla tatmin olmuyorsun? Ne istiyorsun? Beklemekten yorulunca seni terk edişimi zevkle izleyeceksin değil mi? Dök içindekileri, konuş saatlerce, ancak bitecek çünkü, ne istediğini bilmek her şeyden önce, sen de bilmiyorken.

Küçümseme, isteksiz görünme yeter, çekip git ya da hiç gelme, zaten yaptıkların için özür dileme, sana naralar atacak, kelime oyunları oynayabilecek birini bulana dek öl, yaşama böyle. Bu zamanlara yaşıyorum deme, kaybettiğin cevhere dönüp bakmaya kalkma. Ben bir kez daha ölemeyecek yerde, sana bakarken, zarar vermek için adım atma, yüzüme bakma, utangaç halini gösterme, zalimliğinden kaybetme, kendini bil artık sen zalimsin. Dönüp bir defa gözlerimdeki ışıktan faydalanma, kork benim seni eriteceğim o ateşten, erirsin üzerime Tanrı muhafaza etsin ki. Şimdi korkma sırası geçti ellerine, kafanda o acının sallantısı ile nasıl olunur dost, öyle bir öğreneceksin ki unutmak diye bir hal yok, halsiz ve yorgun çökeceğin yerde. O gün bakmadığın suratımda eşsiz gülümseme olacak, en büyük süsüm bilmek ister miydin? Tavsiyelerimin başında yazan, hep yaptığım bir gülümseme, hayatı değiştirebilecek türden, bilmezsin nitekim. Neden hiç gülmez, yüzünü bu ifadeden mahrum bırakırsın?

Hayat böyle somurtmaya değer mi, güzelliğinden uzak kalmaya değmediğini düşünürken beni buna itebilir mi?

Yüzüne koyacağın gülücüğün derdinde değilim, senin derdinle sarhoş değilim, özlemle anarken üzgün değilim, sevmeyi bilen bin muhteşem çiçekten daha güzel, gelmeye cesaret bulmadığın bedeninden yılgın ben, suratın arzulamadığın şeyleri yaptırırken sana, gidip aynı hataya düşen sensin. Ben olmayacağım, ışık yılı uzakta kalacağım. O zaman gereksiz göreceğim, kimse bekleyemez unutur sonunda, sonsuzda bulacağını umarak. Bak hala umut var, umut ölmeyi hak etmez zira. Senin ölüşünü bile izler kılı kıpırdamadan, senden başkası girer hayatına, gördüğün gerçek şimdi acı verir. Acı çekmeye geldiğinin farkına varırsın, iyileşmeye çalışırsın, anlamaktan dahi acı duyarsın, yerden toplarlar ruhunu, bilye gibi dağılırsın, yolunu şaşırır duyguların. Anlarsın seni seven için nasıl olduğunu, bencil olan her kimse için hikaye başa döner, işini yapar hakkını verir. Bir bak bencil olmayan kim var? Sen, ben, herkes nasibini almış doğarken. Ortadaki pastanın tadına kanıp daha çok istemiş bazıları, böyle acımasız oluşundan belli. O sensin ya da bir başkası. Gözlerime bakmaya niyetsiz, gelişinden memnuniyetsiz olan da senden başkası değil. Böyle sürüp giden masallara inancımı yitirdiğim için borçluyum bir şeyler ama sen beni umursama, unutmuş olmamı mazur görme, söylediklerimi iyice irdele, tanelerine ayır ki mazeret bulasın. İzinden git uğruna doğduğun şeyin, ağladığın bir zamanı anımsama, hata yaparsan ölüme yaklaşırsın ve ayağın kayarsa dönmemek üzere yol alırsın. Cehennemde kalırsın, cennette yaşarsın, hayatın cehennem olduğu insanı anımsamazsın.

Hayaldeyim bir gün, siyah bir elbise içinde muntazam görüntü, ışıldayan kalbim, gülen gözlerim karşımda dikilen esmerlikten yapılma varlık, dönüyor dünya. Ceket, yük ve gece yine, bana yüklenen birer safsata ise de zevk vermeyi sürdüren.

Söyle nasıl hissettiriyor, bedeninde değişen fikirler?

Dudaklarından dökülmeye razı, avuçların içinde sıkarken beni, hızlanan kanım hızına yetişiyor mu? Bir günaha davetli oluşunun farkında mısın?

Cevap vermeye kalkarsan, beklemeyi sürdürmeyecek ve dudakların için sabretmeyeceğim. Konuşma, diyebileceğin her şey, işe yaramayan sözlerin sende kalsın. Bana bir hediye ver, bildiğin her şeyi bıraktığın yere bir işaret koy, seni beklemek büyük ceza iken bende hasreti doğuran ruhun için bir karşılığını, iyi bildiğin şeyi ver.

Alasını, en alasını, ateşleri harlayacak şeyi ver, esmer teninden damlayan tuzlu teri, sana akan yaşlarımı. Sar beni, eziyet edip sonra zevk ver, benden götürdüğün sakinliğin yerine bir çıldırmışlık koy, çıldırmakta kararsız aklımı al benden, durma. Ellerin yanıyor sanki, parmakların her hücreme işlerken nakışlarını, izlerin lezzetine lezzet katıyor. Aşığım, aşık olmaya ve sendeki aşkıma, baktığım gözlerinin en içindeki halime. Dudaklarınla iç içe dudaklarım ve parçaları yere serilen kumaşların. En son nerede böyle yanarım? Cehennem ateşi içinde senin hayalinle buluşurum ve oradan gittiğim cennette yine sana kavuşurum. Kavuşmaya sessiz zaman yanımızda çekinip ayrılırken. Yalnız sen ve ben. Arzuların zirvesinden atlamak kadar yok zevklisi, bağımı, bahçemi boz, dağıt neyim varsa çünkü sevdiğim şeysin, tenin güzelliğini aldığı yeri biliyor gibi gülümsüyor, çıldırışımı izliyor. Sen aşk için fazla, çok fazlasın. Kokun üzerime sinmeye istekli, beyazla siyahın şarkısıyız sanki. Kollarında dolanan ellerim saçlarına ulaşıyor, boynundan yakana açılan yerde bir öpücük tarlası ekmeye başlıyor. Parçalamak istiyor sahip olduğun tüm örtüleri, ne varsa üzerine serilen benden başka. Üzerine serilen bir ben, ellerinle çepeçevre saran sen. Her şeyimi alıyorsun işte, her şeyim senin için çırılçıplak kalışımdan başka şey değil. Doyana kadar o sert bakışların içime bıraktığın sıcaklığın bitişinde öpmek için gel beni. Güçsüz, titrek ruhum diz çökerken tut sıkıca. Kendine çek, üzerinde bir hakimiyet kur, oraya ait ol, şekil ver her kalıba girene kadar. Sevişmekte özgür olana kadar, istediğin şey uzakta ise söyle yine de. Ne istersen uymaya, istediğimi alırken seni tüketmeye, ses tellerime karışan adını orada tutmaya kararlıyım.

İnanmıyorsun. Rüyalarımda yerin yok gerçeğe ayırdığım vakit daha çok, inanmak için var olanı göre göre kazdığın karanlık kuyuya gidişin üzüyor. Bak uzaktan, ışık yılı uzaktan konuşurken titriyorum, çıkmıyor sesim. Sendeki o güzel boyun üstünde, başından aşağı dökülen kaynar su olabilecek kudretim var, seni ellerimde tutup bırakmayacak gücüm var. Gel gör ki yok karşına çıkmaya izinlerim. Zaman, sen ve benim biz olmamıza yabancı duruyor.

Aklımdan geçenler için özür dilemeyeceğim. Arzular; hepsi doğallığın bir parçası ve güzeller. O halde incitmeden al, sinirden uzaklaş uzaklaşabildiğin kadar. Benden başkası ile yaşama, bu değeri başkası ile paylaşma. İsteyen ile yakınlaş, o zaman göreceksin neyin gerçek durduğunu. Gerçek ayaklarının altında değil yüzümde durması gereken çünkü yüzüme bakmaya cesaretin var da çıkarmıyorsun. Çıkar hepsini, seni görünceye dek gittiğin yerleri süpür öfkenden. Özel oluşunu hak, zamanın boşa harcanmadığını tasdik et. Sonrası neyi istersen al, düşüncelerimdeki senin kendisiyle buluşmasını yap, elinden ne gelirse yap. Beni küçümseme, düşündüğün şekilde yaşamakla uzaktan yakından ilgim olmadığını öğren. Paha biçilemez bir mücevher bulmuşcasına sevin. Yüzüne baktığımda engelleyemediğim gülümse gibi eşsiz hisset. Şans ver, şansa inancını yitirmiş olsan da bir kez.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir