GEL GÖR GİTME

Beynimde ne kadar çok, sana zarar vermekle mükellef arıza barınır bilmek istemediğin. Görmek istemediğin önünde dururken başlar konuşmaya meşk çiçeği, kendi güzelliğinden bahseder, bitiremez. Meşk uzaktadır, gün gelecek yakında olacaktır ve o gün şimdiye kadarki en güzeli. Hayatın sadece meşkle süreceğini, yalnızlıktan öteye gitmek isteyen kalbi durduran beyni ve aslında yalnızlıktan başkasını istemediğine inandıran şeyleri bir köşeye koymakla başlayacak belki. Başlamakta geç kalmış sayılır mıyım ki?

Ne zaman başlamak için adım atsam içimdeki kavgalar duruluyor ve bilmelisin onları kimin dimdik beklettiğini, onları beklerken görmek endişesinden uzak, güzel, özel bir hayat için vereceklerimi.

Her şey içinde yalnızca eksikliğini hissettiğim sen, seni çepeçevre saran korkularım, düşüncede kalan medcezir, ruh kırıntılarım sarmaş dolaş.

Acı demek böyle, insanı yerden yere vururken şaha kaldırmakla yükümlü hem en dipte hem en yüksekte korkuları ile baş başa bıraktığı insan için bir savaşmış.

Çare ise zaman. Zamanın çare olmadığı ne varsa dallarından topladığım meyveler misali sepetime koyup yalancılar dergahında yerlere dökmek arzusu içime dolan.

Bir volkan ancak bu kadar güçlü olabilir, yüreğim sessiz kalır, ne yapacağını bilmez, ne zaman ona ihtiyacım olsa hep yüz çevirir.

Beni terk etmek ister yüreğim. Çıktığı yere bir daha dönmemek adına savaşır, savaşı kazanmak büyük mükafat olacaktır. İzin verirsem elbet. Beynim bir kenarda bu karmaşayı izler, anlam veremez zira yaşamamıştır, anlamaya yanaşmaz. Bu karmaşa izlemesi zevk veren bir sahnedir, onun için.

O halde bana çare ver, silüetinden başlayarak kalbime dokun, kalbimi yar, içerisi karanlık değil aydınlıkla neşelerini paylaşır bak. Otur biraz, dinlen kahveni yudumlarken. Çehreni gülmekten uzaklaştıran ne varsa dök içinden ırmaklar geçen vadiden. Paylaş ne varsa benimle, ne yok diye sormak aklımın ucunda dengeye kavuşurken. Gözlerimin arkasından perdeyi sökmek için adım at, beyaz renginden eser kalmamış uzunluğu yeri süpüren perdeleri camdan sızan gün ile savur sonsuza dek. Yürü, ezberle geldiğin yeri, unutmak istemeyeceğin anlar ekle. Hayatında ilk matemli sedirde yaşlanan bade uzanırken ellerimden onu yudumlamak için gel. Daha çok al ve götür benden, her şeyimi almak için özgür olana dek.

Yapma, beni incitme. Geldiklerinden çok gitme, beni incitme.

Hak etmediğim ağırlık, taşırken güçlü olmak zorunda olan, her yanında yaralar, yatağında kan, yerde mürekkep izlerinden yarattığı ben, derimin inceliğinden faydalanan bir mühür, tenimi kanatmak için düş kırıkları, bilmediğin vücudumda eriyen bir mum…

Eriyişi sonsuza dek gidecek, ona doğru koşacağı ışığı, beyazlığı, siyahlığı, esmerliği beklerken. Gelmekten aciz, okurken düşünmekten de aciz olamayacak kim böyle derine itebilir ruhu duygulara sarılırken?

Acizlik içinde zaman, ben de onun kadar aciz, masum olmayan, günah içinde diğer fanilerden farksızım. Çarptığı kapıdan öfkeyle ayrılan, hayal ile dünyayı üzerinde durup büyüten, gökyüzünde gördüğünü isteyen, haykırışı etrafı dolduran, güzel sesinden bir şarkı dinlemek isteyeceğin beyazlık suretinde görünen benim.

Nereye gidersin, gitme.

Zevkten bıkmışken, acıdan beslenmeyi unutmuşken, gözlerin ile dansa doymuşken, dünyayla savaşı kesmişken gideceğin yerleri ezberleyip peşinden gelmek için yeterli gücüm var, görmüyor musun?

Senden aşktan başka ne istiyorum?

Omzunda kalmak isteyen başımdan sana doğru, frekansı tutmayan beceriksiz hislerimden anlasana, zamanı tüketen kalbimden umudu kesip alan meziyetine direnişim, gözlerine bakmak için yanan yüreğimden çıkan dumanı görmeye yetersiz gözlerin, söyle o gözlerin görmekten başka ne yapabilir?

Erimekte olan ruhumu elinde tutarken, hakikati bilirken nasıl denk gelmeyi uman arsız zihnimi kavrayamaz, beni acı içinde bırakır, hırslarım ile dost olmamı beklersin?

Yüreğin nasıl bu kadar zalim? Yanındaki herkes orada iken ben uzaklarda, söyle hayatımı ziyan etmek mi derdin?

Neden?

Beni böyle bırakıp her şeyi unutmaya ant içiyorsun, beklemeyi reva gördüğün bana ne desen de önemli değil sanıyorsun, önemli değilim, gözlerinde bir perde var sökülüp atılamayan. Sert, acımasız, duygudan uzak yüreğin, büyülü bakışların neden bir başkası için gün sayıyor?

Seni sevdiğimi, seni istediğimi, hücrelerimin seni arzulamaktan öte gitmediğini, son yolun sen olduğunu,

Senin olduğun dünyayı, aklım başımda ve sarhoş değilken kemiklerimden iliğime kadar uzayan yazgım üzerine örtmek, dileklerin alası ve senin için dilenen.

Tüm yazdıklarım, tüm söylediklerim, tüm dökülenler senin geride bıraktığın yaralıdan kalanlar. Üzülmek kelime değil, lügat yetersiz yalnız ruha, anlasana.

Öte yol, bana bir yol ver.

Utanmaktan pas tutmuş yangını söndürmeye kalkma, yak beni sonuna kadar.

Seni görünceye dek yaşamaya hazır, hiç olmadığım kadar hazırım.

Beni ölüme terk et,

Beni bırakıp gitme.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir