HAYAT. MONOLOG. YÖN

Niçin hayatta olduğum bile yeterince belirsizken günlerin minvalini çözemiyordum

Kalıplar meselesi, hani yaşadığın hacmi kendin belirliyorsun

Büyüdükçe içine sığmayışın endişeyle doldursa da yüreğini

Görüyorsun

Bu daha önemli

Gözlerin sinyalleri topluyor, içinde sonsuz veri dolaşıyor

Peki sen ne yapıyorsun?


Farkı bulmak için düştüğüm yol diye bir şey yokmuş. Burada yaşamın devamı her geçen gün tahmin edemeyeceğin kadar dolanıyormuş fakat haberim yokmuş

Sorular içinde zevk alınan bir yerde doğmuş, şimdiyse kaybolmuş bir yolcu gibi yürüyormuş,

O yolda.

Çaba sarf etmeyen kabından çıkamıyormuş

Haliyle zaman faaliyet göstereni yaralıyormuş

Yerinde sayanın korkmasına gerek yok, mecali de kalmıyormuş

Büyük düşüncelerle savaşanın onu gerçeğe döndürmeye zamanı olmuyormuş

Hareket etmekten doğan duyguları neden kötü addediyoruz diye soruyormuş,

Akıl cevap vermeye hazır,

Hazır cevap kişiler susuyormuş

Sorgulamaktan sıkılıp istediğin her şeyi yaptığında başına taşlar yağıyor ve altında kalıyorsun zannedip beynin kısa süreli engelini kaldırma gücünü bulamıyorsun. Ben de herkes kadar tuhaf işlerle meşgul olmuşumdur şimdiye kadar. En fazla diye bir sınır yoktur. Kafamda insanları ayıran hiçbir ideolojiye yer olmadığı gibi. Kendimi bilirim sandığımda hayatın “Öyle değil, daha bunu görmedin” deyişiyle yeni bir yönüne misafir olurum. Sunduğu o perspektif eninde sonunda kendimi bulmak adına karşılaştığım her sahneyi gösterir. Kimim ve daha önemlisi kim değilim bulmak için, yönümü bir oraya bir buraya çevirir. Deneme sürümü gibi, kullanabildiğim her özelliği deneyimleme şansı verir. İlerledikçe yeni özellikleri keşfedersin. Belki para vermen gerekir, bir karşılık ödemen. Onun sonucunda ise daha önce görmediğin bir versiyonunu eklersin. Üzerine koyarak devam eder, her geçen gün senin için yeni bir macera eker. Tek bir sen, tek bir form yoktur. Bunu fark edene dek yaptığın her şeyde kendine ihanet ettiğin fikrini benimsersin. Fakat farkına vardığın andan itibaren kendinde var olan ve ortaya çıkmayı bekleyen meziyetlerine tesadüf edersin.

Anlamayı dilersin. Neden daha önce yaşa(t)madığına dair söylenirsin. Esprisi bu ya. İpleri senin elinde olan hayat, hile yapacak gücü elinde tutar. Elleri her yere uzanabilir, şaşırman onu kamçılar. Oysa senden hariç hiçbir şeyi yoktur. Onun devamı, içinde senin varlığını devam ettirmen hususuna dayanır. Her açıdan dolu, başka açıdan yalnız olup oyunu saptırabilir. Hem siyah hem beyazı savunabilir. Çünkü kararı olmayabilir. Dengeyi bulmadıkça her gün maskara olabilir. Olasılıklarsa sonsuza uzanabilir. Böyle karmaşık, dengeyi koruyamamaktan muzdarip her insanı kilometrelerce savurabilir ki yolu bulamasın. Ve bazen yürümek için yola ihtiyacımız olmayabilir. Uçmak için kafa açan her nesneye duyulan ihtiyaç bir yana, saf insansı ihtiyaçlar bir yana gidebilir. Sevgi bunlardan bir tanesidir ve insana ait hiçbir mecra çocukluğu terk ettikten sonra saf olmaz, insanın özlediği bu olabilir.

Özlemekten başlayacaksa döngümüz, saf olan her şeyi özlüyorum ama doğam gereği kendimle baş başa kalınca çıldırıyorum. Bölünüyorum, gerçek beni bulmak için çıktığım avdan meteliksiz dönüyorum. Şunu söylemem gerek, sonunu merak ediyorum. Ondan öncesi, gidişatı ben belirliyorum. Farkında olduğum ve olmadığım, bilincimi taşıran her bardağı ben dolduruyorum.

-Birinci bölümün sonu-

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir